
ABD'nin indinde;Türkiye'nin tek ihraç ürünü var: ASKER
Ama ülkenin egemenleri;ABD'nin boyunduruğundan çıkmışsa, onun sillesini, tokadını yer!...
Durduk yere, bu yargıya neden vardık diye sorarsa değerli okur; olunca çevremiz her geçen gün daha çok bataklık ve de çukur...İçimizi endişe kaplar; ola ki Trump Efendi'nin söylemiyle "Hayvan" Esad için atılan füzeler, yanlışlıkla bizim topraklarımıza düşer... İşte o zaman kıyamet kopar mı, kopar...
Neden mi?...
Çünkü Trump Efendi çok öfkelenmiş şu "Hayvan" Esad'a, Doğu Guta bölgesinde sivillere kimyasal silah kullandığı için...Üstelik de kadınlara ve çocuklara yönelik bu saldırı karşısında; BM ülkeleri de çok kızmış ama en çok kızan Trump Efendi olmuş. Öylesine kızmış ki her an Amerikan Ordusu karşı saldırıya geçebilirmiş. Geçebilirmiş de acaba gerçekden, hem de sahiden kime kızmışdır?...
Bence ve de elbette,hem de kuşkusuz bizim Hazreti Tayyiban Efendi'ye kızmışdır; Afrin Harekatı ve de "etksizleştirilen PKK'lı berekatı" nedeniyle... İşte bu gerekçeyle...Sonradan bir "pardon" denecek bir füze düşmesi, havan topu atışı, askerimizin kafasına çuval geçirildiği günlerdeki gibi bir Sam Amca bakışı...Sözüm ona sehven, yanlışlıkla, dalgınlıkla "her an" gerçekleşebilir...Amerikan kartalının onuru, şerefi haysiyeti uğruna, gerçekdeyse zevahiri kurtarma, Türk Mehmedçikler'in kahramanlığını gölgede bırakma amacıyla her türlü Amerikanca bir entrika gerçekleşebilir.
Oysa bunların sırası mıydı?... Şunun şurasında, gecikmeli de olsa 8 Nisan Dünya Romanlar Günü nedeniyle; bir kutlama yapacak ve dokuz sekizlik ritm eşliğinde neşemizi bulacakdık...Ama şu Trump Efendi'nin Esad'a HAYVAN demesiyle tüm neşemiz kaçıverdi ne yazık ki...
Bilindiği gibi;8 Nisan Dünya’da ROMANLAR Günü imiş (bildiğiniz Çingeneler’in günüymüş bir başka deyişle)…
Roman (Çingene) Günü; ülkemizde 2009 yılında ilk kez kutlanmışdı ve ROMAN AÇILIMI bile yapılmışdı. Dolayısıyla o yıldan beri bu mübarek gün de yazıldı; önemli günler listemize 5 Ekim Dünya Çocuk Günü, 1 Eylül Dünya Barış Günü, 24 Nisan Dünya Günü, 5 Haziran Dünya Çevre Günü gibi... İşte bu vesileyle bir başka 8 Nisan Dünya Çigan, pardonnn Dünya Roman Günü'nü daha eda eyledik…
Yine bilindiği gibi 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos günlerinde hasta olanlar; bu mübarek günde pek hararetli kutlamalar yapıyorlar yıllardır. Ama bu yıl ki kutlamalarda Kemal Kılıçdaroğlu vardı başrolde...
Yandaş basından da eleştiriler geldi anında "Kılıçdaroğlu;seçimler için umudunu Romanlar'a bağladı" diye...
Geçmiş yıllarda kimlik kartlarında “Kıpti, Esmer Vatandaş” yazan Çingeneler;2009 yılından günümüze, her yıl 8 Nisan günü gerçekleşen kutlamalarda vur patlasın, çal oynasın göbek atıyorlar coşkuyla...
Ama günümüzde ne kadar da değerliler onlar siyasetçilerin gözünde; ki göbek atmaları için değil de, seçim sandıklarına "oy" atmaları beklentisiyle...Oysa dünlerde; oy pusulaları bile basılmazdı onlar için "yerleşik olmadıkları, belli bir adresde oturmadıkları" gerekçesiyle... Nereden, nereye; değişen Türkiye...
Dünde kalanlar bir yana, ne kadar değişse de ülkemiz, toplumsal yapımız... Yine de daha yakın bir dünde yaşanmış bir olay canlanıverdi gözlerimin önünde... Belki değerli okurlar da anımsayacaklardır 2010 yılında, yine bir 8 Nisan gününde televizyon yansılarına düşen bu olayı...
Sanki 8 Nisan Dünya Roman Günü’ne nazire yaparcasına, 8 Nisan 2010 gününde; genç bir kadın dayak yemişdi esnafdan neredeyse ölürcesine… Esmerce bir kadın, yanında çocuğuyla alışveriş için girdiği bir dükkanda Çingene bir hırsıza benzetilmiş. Benzetildiği için de amiyane deyişle bir güzel benzetilmişdi; dayakla… Kadıncağız zor atmışdı karakola kendini…Ve aramışdı telefonla eşini… Meğer eşi bir öğretmenmiş devlet okulunda… Üstelik de o olaydan yaklaşık onbeş gün öncesinde RTE ROMAN AÇILIMI yapmışdı pek havalı ve de insancıl söylemler eşliğinde…
Ne büyük bir şaşkınlık geçirmişdik ulusca... Eee kolay mı öyle?...Sen AÇILIM yapacaksın ama halk seni kaale almayacak, birazcık esmer birini gördüğünde ya Kürt, ya Çingene diye hor bakacak...
Bu bağlamda unutamadığım olaylardan bir diğeri de KENTSEL DÖNÜŞÜM bahanesiyle,onları nasıl da yerlerinden, yurtlarından da edivermişlerdi; Bursa'da Kızyakup, İstanbul'da Sulukule ve Tarlabaşı mahallelerinde...
Ve “Buldozerlerle yıktım, gökdelenleri diktim…İstanbul’un yarısı Newyork, yarısı Dubai olacak, rantiyenin cebi daha da dolacak” kolaycılığıyla bu Çingencikler'i nasıl da perişan etmişlerdi o yıllarda...
Artık yurtdaşdan sayıp, oylarına göz dikmeleri de...Yine de bir gelişme, yine de olumlu bir değişim... Umalım ki onlar da eşit yurtdaşlık haklarının yanısıra, toplumsal dışlanmışlıkdan, aşağılanmakdan, horlanmakdan, önyargılardan uzak bir yaşam sürdürsünler; öncelikle ülkemizde ve tüm Dünya genelinde... Onlar da bakabilsinler yarınlara güvenle...Yalnızca KANUN namına değil, İNSANLIK namına elbette...