
Yıl 1999...Günlerden Kasım ayının 26'sını gösteriyor takvimler...Ve televizyonlardan da Kanal 7 yansılarında; İSKELE SANCAK programı...
Ve konuk ;CEM KARACA..." Fikri takip, fikri sabit" sözleriyle soldan, Özallar'ın elini öptüğü günlere ulaşan serüvenini anlatıyor.
Sunucu soruyor:
- Siz hangi tarafdaydınız?...
Yanıt geliyor:
- Sizin deyiminizle İSKELE'de, yani SOLda...
Ve bu programda Cem Karaca ile söyleşi yapan zevat da son günlerin gündemine oturan; Ahmet HAKAN...
Soldaki adamları, solda olduklarını sananları ya da solun öyküsünü anlatan belgeseller o günlerde Kanal 7 yansılarından odalarımıza doluyor. Bu doluşların anlamı; "Düşmanımın, düşmanı dostumdur" deyişiyle örtüşen bir yayın izleği mi soruları düşüyor televizyon kanalları arasında zaplayıp, zıplayan benliğime ?...
Ve takvim yaprakları arasında yürüyorum yine sessizce; ama henüz gelmeden bu günlere...
Yine kalemimde olan; Ahmet Hakan...
Ve takvimlerde yerini alan günse; 30 Ağustos 2007...
Ve de ben ona; o günlerde diyorum ki EŞ DURUMUNDAN AYDIN bir efendi...Neden mi?...Şöyle ki:
Ne demiş bizden öncekiler?...İki atı yanyana bağlama, ya huyundan ya suyundan...
Başka ne demişler ?... Üzüm üzüme baka baka kararır...
Daha başka ne demişler ?... Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim...
Ahmet HAKAN’ı, HÜRRİYET’de yazmaya başladığından beri arasıra okurum, "iskele-sancak" programında, Cem KARACA’nın soldan sağa dönmesine övgüler düzdüğü günden beri arasıra da televizyonda izlerim...
Onun son yıllarda vermekte olduğu sınıf değiştirme savaşımını da kimileri gibi sövgüye değil, "övgüye" değer bulmaktayım (Olabilir; bazıları aydınlanmanın ayırdına gecikmeli olarak varabilir, sonuçta algılama sorunsalıyla ilgili)... Özellikle de son girişimin ayakta alkışlıyorum...Hangisini mi?... Elbetteki Pelin BATU ile olan arkadaşlığını...
Sonunda işin kolayını buldu; o da "eş durumundan" titr-mevki-makam-mertebe kazanan kadınlar gibi, "eş/aşk/arkadaşlık durumundan" sınıf değiştirmenin, "imam hatipli" damgasından kurtulmanın kolay yolunu buldu... Entellektüel bir ailenin kanatları, koruması altına girmek; yılların diplomatı Sayın İnal BATU’dan "Batılılaşma" dersleri ve de yurtdışından eğitimli, üstelik de sanatçı ünvanlı kızından " entellketül/aydın olma" özel dersleri alabilme olanağına erişmek; az-buz bir başarı değil...
Bundan böyle Ahmet HAKAN; Hıncal ULUÇ ve entel-dantel yazarlarca taşlanmak şöyle dursun, ayakta alkışlanmalı...
Artık Nişantaşı kafelerine gitmek de ne ki?...BATU ailesinin olanaklarıyla artık o bir VİP... İslam camiası etmese de tasvip; o artık tescilli bir entellektüel, BATU Ailesi’nden onaylı bir aydın...
Hodri meydan...Var mı Ahmet’e yan bakan?... Hıncal’ın ECEsi varsa...Haşmet’in AYŞEsi varsa... İşte Ahmet’in de PELİNi var...Üstelik PELİN; Ece’den de, Ayşe’den de güzel bir yar...
Neler demiştim söze girerken ?...
İki atı yanyana bağlama; ya huyundan, ya suyundan...
Üzüm üzüme baka baka kararır...
Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim...
Son günlerde Ahmet HAKAN’ın giderek "aydınlanan ???" yazılarının; Pelin’in aydınlık yüzünün yansıması olduğu ( ki öncelikle tensel, sonra da tinsel/düşünsel anlamda ), bu durumda açığa çıkmış oldu...
Adam kendisinin kabuk değiştirdiğini ( ki bu konuda da sümüklü böcekle ilgili bir atasözümüz vardır ya neyse ) HÜRRİYET Gazetesi’nden de ötede bir HÜRRİYET / ÖZGÜRLÜK / DEMOKRASİ / AYDINLIK tutkunu olduğunu kanıtlamaya, kendini anlatmaya çalıştıkça, kimseler HAKAN’a aldırış etmedi, tersine HAKAN’la dalgasını geçti...
Ya bu koşullarda ne olacak şimdi ?...
Şimdi koşullar değişti...
Var mı HAKAN’ı görmezden gelebilecek bir baba ya da ana-yiğit ?... BATU Ailesi yanındayken; geçmişe bir sünger, pardon bir asma kilit...
Çetin ALTAN; TİP’den kaybedip de, yaşlılığında olmadı mı LİBOŞ ?...
Ahmet HAKAN da aydınlığı seçmiş (miş); ah ne kadar hoş !...
Bundan böyle Hıncal, Haşmet ne yazsa da boş...
Ve sen Ahmet HAKAN; Pelin’in aşkıyla coş, entel barlarda devir kadehleri, keyfince ol sarhoş...
Ne de olsa artık; "eş durumundan" aydınlığın tescilli...
Vee
Gerçi daha sonraları Ahmet Hakan'ın; Hande Ataizi ve Zuhal Olcay hatunlardan da aldığı BATILILAŞMA eğitimleri oldu ama Pelin'le olan eğitimi elbette ki bambaşkaydı.
*Neden Ahmet HAKAN ?...O yalnızca bir örnek; olduğundan başka görünmek çabasında olanlara...
Kıssadan hisse;
Ne yazsa da HAKAN, inanmıyor kimse...
Öyle " değişdim" demekle olmuyor...
Geçmişte yaşananlar, bugüne güven vermiyor...
İster HAKAN ol,ister Abdüllatif Şener, isterse Abdullah GÜL...
Sözlerinle bırakmasan da mangalda kül...
Değil mi ki düşüncelerinin üstünde var kara bir tül...
Endişeler, kuşkular hiç dağılmıyor...
Dünü, dünde bırakıp...
Dönersek bugüne, 2018 yılının Mayıs ayının 15. gününe...İşte bu Ahmet Hakan; tiyatrocu oğlanın birisini hedef göstermez mi durduk yere?...
Bunun üzerine dayanamadım dedim ki bir kez daha kendi, kendime; bu fırıldak muharrir efendi, yine mi düşüverdi birilerine yaranma derdine?...
Bu nedenle mi ihbar niteliğinde bir yazı aldı kaleme?...
Son yıllarda İSKELE tarafında boy gösterme derdindeyken, yeniden SANCAK tarafına avdet etme niyetinde midir ne?...
Şimdi sorarsa değerli okurlarımız:
-Durduk yere neden Ahmet Hakan?...
Çünkü oturup, kalkdığımız yerlerde...Adamdan sayıp da muhabbet yapdığımız kişilerde...Bir Ahmet Hakan telaşı var bu günlerde... Kime yaranacağını, hangi çanağı yalayacağını bilmezler; 24 Haziran öncesinde çelişkili konuşmalarıyla, bir gün CHP'li, bir gün AKP'li yandaşlığı sergilemekdeler.
Hani olur ya iktidar değişirse; yeni gelenler için yatırım yapmak gerekir uyanıklığıyla... Hem Gazi Mustafa Kemal'e övgüler düzmekdeler; hem de anında çark edip Abdülhamid Efendi'ye övgüler düzmekdeler...
Gerçekden de her birisi Ahmet Hakan kurnazlığı ve kime yaranacaklarını bilememenin endişeli telaşı içindeler...
Bizse kendi yolumuzda; ülkemizle, ulusumuzla, devletçi kafa yapımızla, umudumuz her dem aydınlık yarınlarda... Bir türlü beceremedik; kıvrak, kıvırcık olmasını ne yazık ki...